Hikâye
1962’den
bugüne.
Nostalji değil, yaşayan bir meyhane. Üç kuşak, bir iskele, bir defter. Kaydırın; fotoğraflar siyah beyazdan bugüne renklensin.
1962
Altı masa, bir iskele.
Hüsnü Usta, Kuzguncuk iskelesinin yanındaki ahşap kulübeyi kiralar. Altı masa, bir tezgâh, bir buz dolabı. İlk müşteriler sabah ağ çeken balıkçılardır; akşamları vapur bekleyenler katılır.


1971
İlk fasıl gecesi.
Son vapuru kaçıran bir kanunî bir kadeh ister, karşılığında çalmayı teklif eder. Sabaha kadar çalar. O perşembeden beri perşembe akşamları kanun konuşur; atom da o gece adını alır.

1985
Cumba ve iç salon.
Hüsnü Usta’nın kızı Nermin Hanım üst katı da alır; cumbalı oda açılır. Aynı yıl ‘mevsim defteri’ başlar: hangi ay hangi tabak, hangi balık. Defter bugün hâlâ tezgâhın çekmecesinde.

1999
Tezgâh sabah kurulur.
Nermin Hanım’ın kuralı: balık sabah iskeleye ne gelirse akşam menüde o var. Palamut geçerken palamut, lüfer gelince lüfer. Menüdeki ‘günün tezgâhı’ o günden kalma.

2012
Lodos eserse…
Suyun üstüne teras kurulur. O kış bir lodos gecesi vapurlar durur; kimse eve gidemez. Masalar birleştirilir, fasıl susmaz, sofra sabaha kadar uzar. Sloganımız o geceden kalma.

Bugün
Üçüncü kuşak, aynı iskele.
Nermin Hanım’ın oğlu Deniz tezgâhın başında. Defter aynı defter, iskele aynı iskele. Değişen tek şey: masanızı artık buradan, sofranızı kurarak ayırtabiliyorsunuz.
